Hayatın ne denli kırılgan ve değerli olduğunu gözler önüne seren felaketler, bazen insanoğlunun dayanıklılığını da ortaya çıkarır. Ülkemizin yaşadığı son büyük depremin üzerinden 6 gün geçmişken, kurtarma ekipleri tarafından enkazdan çıkarılan genç bir adamın hikayesi, sadece hayatta kalmanın ötesinde bir mücadeleyi simgeliyor. Kolunu ve bacağını kaybederek enkaz altından kurtulan 28 yaşındaki Ahmet Yıldız, "Hala hayattayım" diyerek yaşama sevincini yitirmediğini gösteriyor.
Ahmet’in hikayesi, depremin ilk saatlerinde yaşanan panic anlarıyla başlıyor. Evinde ailesiyle birlikte otururken, korkunç sarsıntının ardından her şeyini kaybetti. Kendini enkaz altında bulması, ilk başta umutsuzluğa kapılmasına sebep oldu. Ancak Ahmet, o karanlık anlarda bile umut ışığını yitirmedi. Enkaz altında geçirdiği zaman diliminde, yaşamak için savaşmanın yalnızca fiziksel bir durum olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir mücadele gerektirdiğini anladı. Dakota adlı 5 yaşındaki kedisinin meow sesi onu hayatta tutan en büyük motivasyon kaynağı oldu.
Farklı kurtarma ekiplerinin etkili ve özverili çabaları sonucunda 6. günün sonunda Ahmet’in sesini duymayı başardılar. Ahmet’in enkazdan çıkarılması, hem Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hem de sivil toplum kuruluşları tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Kurtarma ekiplerinin birer kahraman gibi kabul edildiği bu hikaye, özellikle olağanüstü durumlarda insan iradesinin ne denli güçlü olabileceğini gösteriyor. Ahmet, kurtarıldıktan sonra kendisine gelen doktor ve sağlık ekiplerine karşı "Hala hayattayım, bu yeter" ifadeleriyle ne denli cesur bir ruh hali taşıdığını bir kez daha ortaya koydu.
Kolunu ve bacağını kaybetmesine rağmen Ahmet, yaşamına yönelik umut dolu bir bakış açısıyla dolup taşıyor. Her gün yeniden doğmakta olduğunu düşünen genç adam, yaşadığı bu zorlu sürecin sonrasında kendisine yeni bir hayat inşa edeceğine inanıyor. Şimdi, fizik tedavi süreçleriyle birlikte hem fiziksel hem de psikolojik destek arayışına girdi. Ahmet, "Bedenim zayıflasa da ruhum sarsılmaz kalacak" diyerek durumu kabul ediyor.
Toplumsal dayanışma, bu tür felaketlerin ardından daha fazla önem kazanıyor. Ahmet’in ailesiyle birlikte ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik destek kampanyaları başlatıldı. Hayatta kalmanın ötesinde bir dayanışmanın sergilendiği bu süreç, insanlığın en büyük dönüşümlerinden birine ev sahipliği yapıyor. "Hala hayattayım" diyerek hayata tutunan bu genç adam, meydana gelen felaketlerin ardından dahi umut dolu bir geleceğe doğru yürüyüşünü sürdürüyor. Onun yaşadığı bu süreç, Türkiye’deki birçok insan için bir ilham kaynağı oldu. Depremin izlerini silmek için toplum olarak bir araya gelme vurgusu, yaşanan zorlukların üstesinden gelme azmini artırıyor.
Hayatın, bazen zorlukları içerisinde getirdiğine tanık olan Ahmet gibi bireylerin hikayeleri, insan ruhunun dayanıklılığını gözler önüne seriyor. Aynı zamanda bu tür olayların sonrasında toplumların nasıl yeniden şekillendiğinin ve birlik olmanın öneminin altını çiziyor. Depremler ve diğer felaketler, yaşamımızın bir parçası olabilir ancak onların ardından gelen güçlenme ve birlik olma arzusu, insanlığın geleceği için umut veriyor. Ahmet’in hikayesi, hayata karşı ne denli tutkulu olduğumuzu ve dayanılmaz bir iradeyle geleceğe nasıl umutla bakabileceğimizi gösteriyor.